Anasayfa
   
Gümülcine Ramazan İmsakiyesi
Anketler
Sizce azınlık insanının yaşadığı belediyelerde bağımsız listeler oluşsun mu?
 
Rodop Rüzgârı Dergisi Son Sayısı

   RODOP RÜZGÂRI

          33 SAYISI

             ÇIKTI

Haberler
Yerel Haberler
Yörelerimiz
Yorum
Gelenek - Görenek
Batı Trakya köy adları
Rodop Rüzgârı Dergisi
Giriş Formu
 
Çakır Mehmet: "Kendi malımızdan hırsızlık yapıyorduk!" Yazdır E-posta
Pazar, 07 Şubat 2010

                                                                                           PAZAR YAZILARI  

Batı Trakya'da 1941-44 Bulgar İşgal Yılları Anıları

Çakır Mehmet: "Kendi malımızdan hırsızlık yapıyorduk!"

   “Kara Müdür” diye bir müdür vardı. Çok iyi Türkçe konuşurdu. Kozlukebir’de eski karakol binasında duruyordu. Eski karakol Hamzalar’ın oradaydı. Kara Müdür’den önce müdürlük görevini İncezli Ali yapıyordu. İtalyan Harbi’nde herşeye o hüküm veriyordu. Daha sonra Almanlar bölgeyi işgal etti ve onlar da Bulgar’ı getirdiler. Türkiye emir verdi ve “Bulgar’ı benim sınırıma yakın sokmayacaksınız” dedi. Böylelikle Dedeağaç’tan Sofulu’ya kadar bir boş alan oluşturuldu. Bulgar yanlış hatırlamıyorsam 15 Mayıs’ta burasını işgal etti. Halk daha yeni yeni İtalyan Harbi’nden dönüyordu. Bulgar buralarını işgal ettiği zaman, “ben burada muhafazacıyım, bizi buraya Alman getirdi” dedi.

   Bulgar buraya ilk geldiğinde çok yumuşaktı. İkinci yıl herşeyi nizama koymaya başladılar. Ne çıkarıyorsan “Darcava”nın da hakkı vardı ve ona da verilecekti. Onlara göre “Darcava”nın yaşaması için bunlar gerekiyormuş! “Darcava”nın hakkı ise şöyleydi. Galiba işgalin ikinci senesiydi. “Kaç koyunun var” diye soruyor. Bir miktarını sana veriyor. Geriye kalanı ise “Darcava”nın diyor. Nüfus başına ve çoban başına birer koyunun yapağılarını bırakıyordu.  Geriye kalanlarını hep birlikte kırkıyoruz. “Darcava”, “caba değil” diyor. Üç beş lef para da karşılık olarak veriyorlardı.   

   Bir de “baca” parası topluyorlardı. Bunun adına “kuyruk” da deniyordu. Bulgarlar “Darcava’nın borcunu ödeyemezsiniz” diyordu. Kısacası kuyruk hep asılıydı. “Naçalnik Birnik” diyorlardı. Kısacası jandarma kumandanının emriyle para toplayıcı demekti. Bunlar köye geliyor ve para toplamaya başlıyorlardı.  

   Bunların köyü yönetim şekli de şöyleydi. Onbaşılar tayin ediliyordu. Bunlarda köyün hatırı sayılan insanlardan oluşturuyorlardı.  Kurcalı Köyü’nde 17 veya 20 kişiyi onbaşı olarak belirlemişlerdi. Her onbaşı da 8-12 kişiden sorumluydu. “Kara Müdür” köye geldikten sonra, “Ben Kurcalı Köyü’nün hepsi ile uğraşacak halim yok. 20 onbaşı ile uğraşırım” diyordu. Köye geldiğinde de hep bu onbaşıları toplar ve isteklerini onlara iletirdi.   

    Kara Müdür’ün halka anlattığı bir de hikayesi vardı; Mesud Ağa’nın maymunu. Mesud Ağa manifaturacıymış. Çarşıda iki dükkan sahibi aralarında münakaşa etmişler. Mesud Ağa, “eğer benim maymunumu aldatıp da dükkandan bir top basma alabilirsen helal olsun” diyor. Karşıki dükkan sahibi maymunun insanı taklit ettiğini biliyormuş ki  uyuklar numarası yapmış. Bunu gören maymun da uyumuş. Uyuduktan sonra bir top basmayı almış ve Mesud Ağa’ya vermiş. “Maymununu aldattım ve bunu aldım” demiş. Mesud Ağa maymunun yanına gidip, “ey maymun, bu buradan alınmış” diyor ve maymuna güzel bir dayak çekiyor. Dövülmedik sadece dilinin altını bırakıyor. Sonraki sefer karşıki dükkan sahibi yine maymunu aldatmak istiyor. Yine uyuklar numarası yapmaya başlamış. Ancak maymun ön ayağıyla gözünün altını çekerek, “baksana sen benim gözüme” dercesine yediği dayağı unutmadığını göstermeye çalışmış. Kara Müdür onbaşılara, “Mesud Ağa’nın maymunu gibi dövülmedik bir dilinizin altı kalır” sözleriyle tehdit ediyor ve korkutuyordu. Kara Müdür onbaşıları köyün cemaat odasına toplamış ve eğer istediklerimi yapmazsanız Mesud Ağa’nın maymunu gibi dövülmedik sadece dilinizin altı kalır diye insanları korkutmuş.  

   “Kara Müdür” Kuracalı’dan bir şey isteyeceği zaman onbaşıları bulurdu. Köprünün yanına geliyordu. Silahını “tan tan tan” üç defa ateşlediği zaman korucu,muhtar, kahya Kara Müdür’ün yanına gelmek zorundaydı. Paorola buydu.  Sefidin’in babası kahya, muhtar ise Muhtar Osman’ın babası idi. Eğer bir şey isteniyorsa onbaşılar çağrılıyordu.     İşgalin ikinci senesiydi. Halk harmana çıkıyor ve batoza buğdayları dövüyordu. Batozanın başında bir Bulgar askeri bekliyordu. Hane halkı sayısına göre Bulgar buğday veriyordu. Evde eğer çoban ve köpek varsa onlara da birer hak ayrılıyordu. Kişi başına 250 kg civarında buğday veriyorlardı, geriye kalan ise “Darcava”nın hakkıydı. Bu hak da yine mal sahibi tarafından  Merkez’e (Köse Mecit- Mesti Tren İstasyonu)  hayvan arabalarıyla bizzat götürülüyordu. Merkez’den ise bunlar Bulgaristan’a taşınıyordu.    

   Yine bir gün kar yağdı. Biz hayatımızda kızak görmedik. Kara Müdür’ün bir beygir arabası vardı. Arabanın tekerleklerini  çıkardı.  Köyden Bayram Ali’ye tekerlek yerine kızaklar yaptırdı. Bayram Şerif de babasıyla beraber bunları yapardı. Karda yürümemesi için bunu yaptığı söylendi. Bizde hayatımızda ilk defa kızak görmüş olduk.   Kara Müdür herşeyden anlayan bir adamdı. Hacıosman Ağa’ya gidiyor. Kör Ağa makineyle yoğurt yapıyornuş. Makinenin sadece sesini duyuyor ve Hacıosman Ağa’nın karısına, “gelin hanım lapır lapır yapmaya başladı, yağsı düştü” diyor. Hacı Salihler’in Mehmet’e gelmiş ve “bu sabah kahveyi sizden içeceğim” demiş. Evin kadını yoğurt çalkalıyormuş, “sizin tokmağın delikleri yok, tokmağı vudukça dibine vuruyor. Tokmağın ucuna  dört tane delik deleceksin, “faştık faştık” yapacak ve yağ da erimeyecek” demiş. İşte böyle akıllı bir insandı bu Kara Müdür.      

   Kara Müdür bazı işlerde “Çok kabarma taş kırmaya yollarım” diyordu. Bir gün bir kaçakçıklık oldu. Kaçakçıklık da yine kendi malından. Harmanın altına bir iki çuval buğdayı kaçırmışlardı. Arenoğlu Hasan, Çolakoğlu Hacı, Kluva ve Aristidi’nin babası Stiryan onların hepsi Bulgaristan’a taş kırmaya gitti. Bunlar kendi harmanından  buğday kaçırmaya kalkmışlar. Kubuz Ali makineciyi bir rakı ile bir tavuk vermiş ve onu kandırmış. Ancak biri gitmiş onları Bulgar’a ihbar etmiş.   Yakaladıktan  sonra “bizde af yok. Yapmayın birşey Mesud Ağa’nın maymunu gibi olursunuz. Ya da taş kırmaya yollarım” diyordu. Bunlar daha sonra geriye geldiler. Ancak orada bir yıldan fazla kaldılar.   

    Bulgarlar burasını işgal ederken nüfuslarını da beraberinde getirdiler. Bizim köyde vardı. K. Müsellim’e de 7-8 hane getirdiler. Hatta birinin çocuğu öldü ve orada bir ahlat ağacının altına gömdüler. Buraya ekseriyetle yine buradan kaçan  Sıçanlık Bulgarları gelmiş. Bir kısmı da burada çobanlık yapmıştı. Bunlar daha sonra buradan kaçtılar.   Yine bizim köyde oturan Bulgar çobanları vardı. Bizim çobanlarla kavga ediyorlardı. Bizim de bir köpeğimizi boğdurmak istemişlerdi. Çolak İsmail ile de bir hadiseleri vardı. Bizim koyunları ve kendikilerini güdüyordu. Bizim bir kara köpeğimiz vardı. Çok büyük bir köpekti ve köyde böyle büyük başka köpek yoktu. İtalyan Harbi’nde babam almıştı. 18-20 sene yaşadı. Bulgarlar kendi köpekleriyle onu boğuşturuyorlardı ve hayvanı dövüyorlardı. İsmail amcam da “bre hayırsız, bre domuzcu Bulgar! Ha köpeğime vurmuşsun ha bana” diyor ve Bulgar çobanını bu sefer o dövüyor.  Bulgarın bir huyu vardı. Kaçabilirsen hiç bir şey olmazdı. Daha sonra dayağı yiyen Bulgar diğer ağabeylerini toplayıp gelmiş ve ondan hesap sormaya kalkışmışlar. Ancak o da kendi arkadaşlarını arka tarafta saklı tutuyormuş. Bulgarlar İsmail amcanın gözüpekliği karşısında korkmuş ve kaçmışlar.  

   Bulgar işgali sırasında okullar kapandı. Bizim okulda, Aşağı Mahalle Mescidi’nde de asker  durdu. Çok asker vardı. Gece devriye geziyorlardı. Yemek saatlerinde boru çalıyorlardı. Sıraya dizilirler ve şapkalarını çıkarıp yemeğe otururlardı. Bazen bizlerden çamaşır yıkamak için leğen türü şeyler alıyorlardı. Ancak her seferinde de geriye getiriyorlardı. Bazı başıbozuklar da yumurta topluyorlardı. Biz yok dedikçe onlar “var var” diyorlardı. Ağızları kapansın diye kimse boş çevirmiyordu.    

   Macır Ahmet’lerin odasında Mitko adında bir Baş Korucu vardı. Örneğin bir dal kestin mi ceza veriyordu.   Bulgar bize son yılında kılçıksız buğday getirdi. Ektik ve çok verim verdi. Bizim topraklara çok uymuştu. Ayaklarımızla çiğniyorduk. Kendi malımızdan rızkımızı kaçırmak için bazı buğday demetlerini az çiğniyor ve daha sonra bunları eve getiriyorduk. Sık sık bizlere, “Bulgar iyi adamdır” diyorlardı.  Kim Korucubaşına gelip aç olduğunu söylerse 8-10 tokurcun müsaade ediyordu. Biz buna “aç harmanı” diyorduk. “Bulgar gayet adaletlidir!” diyorlardı.   

   Geceleri geç saatlere kadar gezemezdik ve dışarı da çıkamazdık. O zamanlar  odalar vardı, oralara giderdik. Size köyümüzden Çakmak Ahmet’in bir hadisesini anlatayım. Çakmak Ahmet ve Kahveci Ahmet bir gün merak etmişler, ne var ne yok diye şöseye köprünün yanına çıkmışlar. Tam bu sırada da Kara Müdür gelmiş, onları görmüş. Kara Müdür, “neden buraya geldiniz” dediğinde, “hiç, hemen” cevabını veriyorlar. Kara Müdür, “ceza olarak alın şu tahtaları Kozlukebir’e götürün ” diyor. O zamanlar da köprü inşa ediliyormuş. Ceza olarak omuzlarında 2km. boyunca tahtaları taşıyorlar. Kısacası iki kişi bir arada durmak onların için tehlikeydi.  

   Bulgar ilk senesi yumuşaktı. Ancak, özellikle son senesi çok eziyet çektirdi. İnsanlar açlık çekiyordu. Bir altına bir şinik mısır ya da buğday satıyorlardı. Özellikle Balkan kolundaki insanların hali perişandı. Daha çok onlar geliyordu. Gece gizlice gelirler ve “sakın kimse duymasın” derlerdi. Köylüler onları kimde buğday ya da mısır varsa o tarafa doğru yönlendiriyordu. Böyle çileli yıllardı. Hatta bazı kişilerin kendi hanımlarının ziynet eşyalarını dahi getiriyorlarmış. Hatta açlık o dereceye ulaşmış ki buğdayla ahlat karılştırılıp un yapılıyormuş.   

   Bulgar buradan kaçarken sanki yeniden gelecekmiş gibiydiler. Çok sakin bir şekilde buradan ayrıldılar. Bizim köylüler ve Evrenköy’lüler buradan Makaz denilen bölgeden gittiler.   

   Yine Bulgar bir de yol yaptırdı. Bu yolda bizim köyden Necati’nin babası, Feyiz Ağa, İbramcıkların Mehmet’in babası, Mezin Osman v.d. onlar hepsi bu yolda çalıştılar ve taş kırdılar. Bayram geldi, geldiler. Döndüklerinde “sen izin yaparsın ha” deyip yine güzel bir dayak yemişler. Onlar burada çok eziyet çektiler.   

   Yine Fındıcak Köyü’nde Baltalar vardı. Onlardan bir tanesi kendini Bulgarların yanına atmış. Yol yapımında çalışırken “Kahya Mehmet nerede” diyormuş. Fındıcak bozulduktan sonra onlar bu kişiyi dövmüşlerdi. Şimdi intikam almak istiyordu.

    Son olarak da babamın başından geçen bir olayı size anlatayım. “Birnik” (Tahsildar) yine bir gün köye “baca” parası toplamaya gelmiş. Onbaşılara haber verilmiş. Kahya ve muhtar da gelmiş.  Şimdiki mektebin duvarları üzerine defterini açmış. Babam yanına  100 lef almış gelmiş. Ancak o 150 lef istiyormuş.  Babam “yok” dedikçe, o “var var” diye tekrar ediyormuş. “Git getir” demiş. Eline parayı almış ve “bak bunun katlandığı yer ne kadar geniş. Bunun yanında en azından daha on tane var” demiş. Babam gitmiş istediği parayı getirmiş ve 50 lefi daha Bulgara vermiş. Bulgar, “bak gördün mü, ben sana var dememişmiydim” demiş. Rahmetli babam hep bunu anlatıyordu. 

     En sonunda Kara Müdür burada öldü. Bulgar buradan 1944’te kaçınca Kara Müdür de Bulgaristan’a gitti. Ancak orada konmünist idareyi beğenmeyip tekrar Yunanistan’a döndü ve Kralın askerlerine teslim oldu. Daha sonra da Kralın askerleri bir ilan çıkararak, “Kara Müdür’den kimin ne alacağı varsa gelsinler alsınlar” demişler. Bizim köyden Arif Ağa gitti ve bir bisikleti varmış onu almış getirmiş. 

 Not: Bu yazı Gümülcine'de yayınlanmakta olan Rodop Rüzgârı dergisinin 2009 yılında çıkan  27. sayısında yayınlanmıştır. Alıntı yapıldığında lütfen kaynak gösteriniz.   


Görüntüleme sayısı: 517

  Bu yazıya ilk yorumu yazın

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >
 
Son Haberler
Haftanın Nabzı
Halk Edebiyatından Örnekler
Rodop Rüzgârı Yayınları
Ne Nerede?

Resim Galerisi
Bağlı Üyeler
Üye Bağlı Değil
Kimler Sitede
Şuanda 3 misafir bağlı
Ziyaretçi Sayısı
Bugün479
Dün384
Bu Hafta479
Bu Ay2379
Toplam228310
Popüler
 
   
Back Top