Yorum
|
Kendine Göre Bir Azınlık Yaratmak ! |
|
|
|
Çarşamba, 03 Aralık 2008 |
Kendine Göre Bir Azınlık Yaratmak ! Batı Trakya Türkleri Yunanistan’a bırakıldıkları 1923 Lozan Antlaşması’ndan bu yana çeşitli baskı ve sindirme hareketlerine maruz kaldılar. Türkiye ve Yunanistan’ın arasındaki sorunlar arttıkça, bunun zararını gören ve çilesini çeken yine Batı Trakya Türkleri oldular. Ama bütün bunların karşısında bu toprakların ilk sahipleri olarak, yaşadıkları ülkeye ihanet etmediler, kendi öz vatanlarını terketmediler. Askere gittiler, savaştılar, öldüler, gazi oldular... Vatandaşlık görevlerini sonuna kadar yerine getirdiler. Onların suçu sadece ve sadece çoğunluğun içinde kendi kimlikleriyle yaşamak ve kültürel değerlerine sahip çıkmak isteyen bir avuç insan olmalarıydı.
Zaman geldi çatılarından bir kiremiti oynatamadılar. Bir traktör ve araba ehliyeti için 15-20 sene bekleyenler oldu. Okullarındaki eğitim felç oldu ve adeta “öğretmeme” anlayışı hakim oldu. Azınlık insanı kendi öğretmenini seçemez hale getirildi. Ata yadigârı vakıf mallarının akibeti belirsiz hale geldi. Tüm ülkede Cunta kalıntıları temizlenirken, vakıflar idaresinde herhangi bir işlem yapılmadı. Vicdani ve dini özgürlük alanında da değişen ve gelişen bir durum olmadı. Halk kendi müftüsünü seçmiş olmasına rağmen, devlet bütün anlaşmalara rağmen, kendi istediği kişiyi müftü olarak atadı ve atamaya da devam ediyor. Azınlığın kendi talep ettiği etnik kimlikle örgütlenmesi yasaklandı ve hala da yasaklanmaya devam ediliyor.
Aradan zaman geçti. Yunanistan AB’ne girdi. Ülkede AB’nin de baskısıyla demokratikleşme ve özgürlükler çok genişledi. Ülkemiz bu özgürlüklerin bazılarını ister istemez Azınlık insanına uygulamak zorunda kaldı. Türk Azınlığı’nın vatandaşlık hakları büyük çoğunlukla iade edildi. AİHM seçilmiş müftüler ve örgütlenme alanlarında bir çok sefer ülkemizi mahkum etti ve tazminata karar kıldı.
Ancak bütün bunlara rağmen Türk Azınlığı’nın Lozan ve diğer anlaşma ve protokollerden kaynaklanan haklarında bir ilerleme sağlanamadı.
Azınlığın bir zamanlar gözbebeği Türkiye öğretmen okulu mezunları artık sona erdi. Şimdilerde Azınlık insanı kendi okulunda Türkiye mezunu bir öğretmen çalıştırmak istediğinde S.Ö.P.A.- Selânik Özel Pedagoji mezunları bir set gibi önlerine koyuluyor. Bu tamamen demokratik kurallara ve insan haklarına aykırı bir durumdur.
Atalarımızın bıraktığı vakıflarla ilgili çıkarılan seçim yasası da bir dizi tuzaklarla dolu. Son yıllarda çıkarılan imam atamalarıyla ilgili yasa da dünyada eşi benzeri olmayan bir vaka! Düşünün bir kez! Müslümanların devam ettiği bir camiye imamı beş kişilik ortodoks Hıristiyanlar heyeti atayacak!
Azınlık, anaokullarında Türkçe eğitim de isterken, devlet kalkıp “Türkçe tercüman” koyalım diyor! Bu hem eğitim kurallarına hem de insan haklarına aykırı bir durumdur.
Evros iline bağlı Büyük Derbent köyünde öğretmen krizi hala çözülemedi. Okulun Azınlık mensubu müdürü öğretmenlik kadrosuna alınırken, Hıristiyan öğretmen çocuk velilerinin istememesine ve okulu boykot etmelerine rağmen halan görevde tutulmaktadır!
Osmanlı’dan kalan tarihi eserlerimiz restore süsü verilerek zamanın tahribatına bırakılıyor, yok ediliyor, ya da kimlik değiştirmeye zorlanıyor; son olarak Ircan (Arisvi) köyünde 359 yıllık Osmanlı köprüsünün “Roma Köprüsü” olarak adlandırılması gibi.
Azınlık insanı yukarıdaki konularda defalarca kendi tekliflerini sunmuştur. Ancak devletin umursamazlığı ve vurdumduymazlığı had sahfaya ulaşmış durumda. Örneğin yöneticilerimiz çöpçülerle ilgili bir düzenleme yapacağı zaman karşılıkı diyalog yollarını arıyor. Oysa iş Azınlık sorunlarına gelince kesinlikle diyalog yolunu seçmiyor, bildiğini yapıyor! Son günlerde moda olan uygulama ise Türk Azınlığı “istediği gibi yönetmek” ve “kendine göre bir Azınlık” yaratmaktır! “Ben Azınlığı böyle istiyorum, böyle olacak!” uygulamaları son zamanlarda dikkat çekmektedir.
Bu yüzden Türk Azınlık son uygulamalardan memnun değildir, geleceği parlak görmemektedir. Vatandaşlık haklarında genişleme sağlayıp, Azınlık haklarını unutturmak kimseye fayda sağlamaz! Azınlığın Lozan ve uluslararası yasalardan kaynaklanan haklarının değişik biçimlerde yorumlanması, değişik çıkmaz yollara sokulması kimseye fayda sağlamayacağı gibi, ancak ve ancak yeni 29 Ocaklar’ın yaratılmasına zemin hazırlar! Yorumlar (1) | Görüntüleme sayısı: 2145 |
|
|
Prof. Alivizatos haklı çıktı |
|
|
|
Cuma, 18 Nisan 2008 |
|
Prof. Alivizatos haklı çıktı İskeçe Türk Birliği’nin çeyrek yüzyıllık dava süreci AİHM’nin lehte verdiği kararla sonuca ulaştı. Gelinen bu noktada hukuki prosedürün tamamlanması ve kaybeden tarafın itraz hakkı için üç aylık bir bekleme sürecinin de bu arada çalışmaya başladığını belirtmek istiyorum. Ancak Yunanistan dışişlerinden yapılan açıklamada, bu karara ülkemizin saygı göstereceği yönünde işaretlerin olduğunu da belirtmek yerinde olacaktır. Hani, “iyi gün sabahtan belli olur” gibi bir atasözümüzdeki gibi, geçen yıl İskeçe’de düzenlenen, ‘Yargıç olarak Müftü’ adlı toplantıda Yunanlı Prof. Alivizatos İskeçe Türk Birliği davasını Yunanistan’ın kaybedebileceğini söylemişti. Gerçekten öyle de oldu. Yunanistan davayı kaybetti. Tahminlerimize göre de AİHM’nin aldığı karara itiraz etmeyecektir. Geçen çeyrek yüzyılda seçilen bütün hükümetler bu olayı bir milli dava olarak gördüklerinden de, dava sonrasında pratikte ne gibi tutum takınacakları konusunda yeni politikalar belirlemeye de oldukça kafa yormuşlardır. İskeçe Türk Birliği davasını ülkemizdeki Makedonların davası ile karıştırmamak gerekir. Yunanistan ülkede tek bir resmi azınlığın olduğunu kabul etmekte ve onun da “Müslüman Azınlığı” olduğunu üstüne basa basa vurgulamaktadır. Devamında da bu azınlığın; Türk, Pomak ve Çingene gibi üç etnik unsurdan oluştuğunu kamuoyuna yansıtmaya çalışmaktadır. İşte azınlığın etnik olarak ayırımı burada önem kazanmakta ve İskeçe Türk Birliği davası ile bağlantısı ortaya çıkmaktadır. Yukarıda, Yunanistan’ın dava süreci sonrası için hazırlık yaptığını belirtmiştik. Peki neydi bu hazırlık? Ülkemiz yöneticileri bu davayı kaybedeceklerini çok iyi bildiklerinden yargı sürecinin mümkün olduğu kadar uzun tutulmasına özen gösterdiler. Geçen bu çeyrek yüzyıllık sürede İskeçe’de “Pomak” derneği ile “Çingene” derneklerini resmileştirdiler. Azınlığın, artık, üç ayrı etnik parçaya bölündüğü imajı, insanların beyinlerine yerleşmişti. Gerisi artık çok kolaydı. “Azınlık zaten Türk, Pomak ve Çingenelerden oluşmaktadır. Pomakların ve Çingenelerin zaten resmi dernekleri var. Türklerinkini biz kabul etmedik, ama AİHM böyle istedi. Bu kararı tanımak zorundayız ” demeleri artık çok çok kolaylaşmıştır. Bu şekilde davranmakla da kendi kamuoylarını yatıştırma çabası içine girmiş olmaktadırlar. Ülkemizde “Türk” kimliği ile örgütlenme özgürlüğü bu karardan sonra başka bir boyut alacaktır. Ancak bu karar sadece İskeçe Türk Birliği için verilmiştir. Hukukta her olay kendi içinde değerlendirildiğinden, “başka davalara emsal teşkil edecek” gibi iyimser lâflar, bence karşı tarafın iyi niyetini test edebilme açısından iyi bir fırsat oluşturacaktır. Öte yandan Gümülcine Türk Gençler Birliği ve Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği ise zamanında AİHM’ne başvurmadıkları için bu haklarını kaybetmişlerdir. Şimdi bu kuruluşlarımız herşeye sıfırdan başlamaları gerekir. Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı mensupları bu davanın sonucunu yıllarca beklemişlerdir. Etnik kimliğine saygı gösterilmesini, ayırımlara maruz kalmadan insanca ve barış içinde yaşamayı hep arzulamışlardır. Bu arzu, İTB davası sonucunun açıklanmasından sonra daha da yükselmiştir. Bu yükselme nereye kadar devam edecek, onu da ülkemiz yöneticilerinin üç ay sonra verecekleri karardan sonra göreceğiz. Bu yazıya ilk yorumu yazın | Görüntüleme sayısı: 1852 |
|
|
Türkçe sağlığı bozuyormuş!!! |
|
|
|
Cumartesi, 15 Mart 2008 |
 | Türkçe’ye karşı son zamanlarda acımzasızca yapılan kısıtlamalar ne akılla ne de mantıkla açıklanabilecek cinsten. Bütün bunları değerlendirirken Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanı E. Stilyanidis’in “Azınlık Müslüman, ama, Türkçe, Pomakça ve Çingenece konuşanlardan oluşuyor” demesi Azınlık üzerinde yazılan senaryoların sistematik olarak uygulanan politkaların ürünü olduğunu ispatlamaktaydı. “Sakın anaokullarına Türkçe istemeyin, yoksa Pomakça ve Çingenece gibi uyduruk lehçeleri de koyarız” gibi tehditkâr mantıkla, Batı Trakya Türk Azınlığı’nın anadili Türkçe’nin önü kesilmeye çalışılmaktadır. Bu ülkemiz için çok tehlikeli bir süreçtir. Ülkemizde yaşayan diğer etnik guruplar, örneğin Karakaçanlar, Gagavuzlar, Ermeniler, Yahudiler, Pontuslular, ve Epir bölgesinde değişik lehçeleri kulananlar da çıkar ve “biz de konuştuğumuz lehçede anaokul eğitimi isteriz” derlerse bu işin içinden nasıl çıkılacak? |
İşin en kötüsü ise, örneğin İskeçe dağlık bölgesinden bir grup çıkar ve, “Bizim lehçemiz daha çok Makedonca’ya benziyor, bizim okul kitaplarımız oradan gelsin!” Ya da “Rodop dağlık bölgesinde konuşulan lehçe Bulgarca’ya benziyor, bizim okul kitaplarımız da Bulgaristan’dan gelsin!” denirse bunun sonu nereye varır? Bu yüzden bu tehlikeli süreçten vazgeçilmeli ve Azınlığın anadili olan Türkçe anaokullarına bir an önce koyulmalı ve bu dersler de azınlık insanı tarafından verilmelidir. Yazımıza Türkçe’ye karşı acımzasızca kısıtlamalar yapılıyor diye başlamıştık. Devam edelim. Türkçe dünyanın beşinci büyük dilidir. Adriyatik’ten Çin’e kadar Türkçe konuşarak gidebilirsiniz. Ancak buradaki bazı yöneticiler ne yazık ki bunun farkında değiller. Olmadıkları için de Azınlık okullarında Türkçe’yi kısıtlamaya yönelk kararlar alınıyor! 19-02-2008 tarihinde okullara gönderilen bir genelgeyle milli bayramlarda Türkçe şiir ve düz yazı okunamayacağı belirtiliyordu. Sebebi ise bu konuda yazılmış Türkçe eser yok denmektedir. Peki şimdiye kadar okullarda Türkçe olarak ne okunuyordu? Bu konuda birileri çıkar ve örneğin 28 Ekim hakkında Türkçe bir şiir yazarsa, o zaman ne deyeceksiniz? Alınan bu karar ne mantıkla ne de eğitim sistemiyle bağdaşmaktadır; hem de Türkiye’den yeni Türkçe kitapların gönderildiği bir dönemde! Anadil Türkçe olunca bütün Balkan ülkeleri hepsi aynı telden açlıyor. “Yunanistan’da milli bayramlar için yazılmış Türkçe eser yok” gerekçesiyle yasaklanan şiirler ve düz yazılar, bir başka Balkan ve de AB üyesi olan Bulgaristan’da bakın ne gerekçeyle yasaklanmak isteniyor: Bulgaristan Türklerinden kadim dostum Müzekki Ahmet bir makalesinde şunları yazıyor:
“...Üstelik Bulgaristan yetkilileri bu sefer, sadece maddi konuları değil, sağlık konularını da gündeme getirerek, Türkçe derslerini iyice çıkmaza sokmaya çalışıyor. Güya sağlık bakanlığı tarafından yapılan bir araştırma sonucu, öğrencilerin bir gün içinde 6 saatten fazla ders görmeleri sağlıkları açısından sakıncalı. Bu nedenle günün sonunda , üstelik de okullar kapandıktan sonra verilen Türkçe dersleri öğrencilerin genel eğitim performansını olumsuz etkiliyor...” (Makalenin devamı www.kircaalihaber.com’da okunabilir) Yukarıdaki makaleden de anlaşıldığı gibi Bulgaristan hükümeti Türkçe’nin çocukların sağlıklarını bozduğu kanısına varmış! Durum bu kadar vahim olmasaydı Kırcaali’deki Türkoloji bölümü kapatılmazdı herhalde. Altıncı saatten sonra verilen derslerden verim beklememek gerekir. Eğitimle uğraşan insanlar bunu söylüyor. Peki çözüm nedir? Çözüm Türkçe’yi mecburi hale getirip günlük müfredatın içine almaktır. Peki bizdeki durum nasıl? Pilot olarak seçilen bazı ortaokullara koyulan seçmeli Türkçe dersi ise bizim yetkililerimiz sonuna kadar destekliyor! Bizde her nedense çocukların sağlıkları etkilenmiyor! İki devlet, iki benzer uygulama. Anadili Türkçe’yi seçmeli olarak okumak! Anaokullarında, anadilini öğrenememek! Milli bayramlarda uğrunda savaşlara katıldığın ülkeni Türkçe şiirler ve şarkılarla sevememek! ... Onlar varsın bizi sevmesin! Biz bu toprakların yerlisiyiz ve buraları çok seviyoruz; hem de anadilimiz Türkçe ile seviyoruz. Bu yazıya ilk yorumu yazın | Görüntüleme sayısı: 5752 |
|
|
Mehmet Devecioğlu'ndan Kınama |
|
|
|
Cuma, 29 Haziran 2007 |
|
AÇIKLAMA-KINAMA Ben Mehmet DEVECİOĞLU, 33 Pasok Milletvekilinin Yunan meclisine vermiş oldukları, Trakya ve Azınlığımızı ilgilendiren soru önergesini kınadığımı bildirmek istiyorum. Beni asıl üzen konu, muhalefetteki partilerin Azınlık sırtından politika yapmalarıydı. Bu daha önce Yeni Demokrasi Partisi şimdi de Pasok Partisi tarafından yapıldı. Bu yazıya ilk yorumu yazın | Görüntüleme sayısı: 1152 |
|
Devamını oku...
|
|
|
Özür dilemek yücelik ve medeniyet göstergesidir |
|
|
|
Pazartesi, 18 Haziran 2007 |
|
Özür dilemek, yapılan hatanın kabullenilmesi anlamına gelmektedir. Ancak burada Doğu ve Batı kültürlerinin insan mantığına ve aklına hükmetmesini görmekteyiz. Doğu insanı duygusaldır ve özür dilemeyeceği yanlış hareketleri yapmaya pek meyilli değildir. Oysa Batı insanı hatasını hemen ‘özür diliyorum’ diyerek telafi etmeye kalkışır. Ancak insanoğluna yapılan akıl almaz baskılar, katliamlar, soykırımlar ve diğer insani vahşetler sadece bir özürle geçiştirilebilir mi? Kabullenilenilen hataların bir daha tekrarlanmaması için olağanüstü güven arttırıcı önlemler gerekmektedir. Milletler arasında açılan derin ve kangren haline gelmiş yaralar insan aklında sadece bu şekilde unutulabilir; ama tarih kitaplarında asla. Bu yazıya ilk yorumu yazın | Görüntüleme sayısı: 3335 |
|
Devamını oku...
|
|
| | << Başa Dön < Önceki 1 2 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 1 - 9 Toplam: 11 |
|
|
|